Sufizm ve Mucizeler Kursu

Anadolu ve Orta Doğu kültürümüzdeki ruhani yollarda muhteşem bir seçim var: Sufizm. Sufizmin günümüz temsilcilerinden biri olan Pir Vilayet İnayet Han (2004'de vefaat etti) bir çok ruhani yolcuya ışık oldu. Pir Vilayet İnayet Han'ın kendi çalışmaları hakkında söyledikleri şöyledir:

"Günümüze ayak uydurmuş bir ruhaniyeti ortaya çıkartmaya çalışıyorum. Babamın aktardıklarını izleyerek, inanıyorum ki varlığımızı en yüksek potansiyeline ulaştırmak için gayemizi keşfederek ve içimizden doğan güce, içimizdeki inanca izin vererek bu gayeyi geliştirecek cesareti kazanmamız gerekiyor. Bu hem hayat gayemizi bilmeyi, hem de vücut, akıl ve duygu açısından kendimizin efendisi olmamızı ya da kendimizi disipline etmemizi gerektiriyor. Hedeflerimize ulaşmak adına içgüdülerimizi baskılamak yerine, neşe ve heves içinde onları yönetiyor ve yönlendiriyoruz. Hayatın tersliklerini ayakbağı olarak görmektense, onları yaratıcı gücümüzü keşfetmek ve geliştirmek için bir fırsat olarak görüyoruz. Tüm dinlerde bahsedildiği ve Hz. isa'nın hayatında açıkça görüldüğü gibi acıyı neşeye dönüştürüyoruz. Bu acı çekmeyi reddetmek değil, aksine kabul etmek, böylece hayatının efendisi olmak için gereken gücü kazanmaktır.

Şimdi, hepimizin, ne kadar zor olursa olsun, kin ve önyargılarımızı bırakmaya davet edildiğimize inanıyorum. Bireysel kin en yüksek gayemize varmamıza ayak bağı olurken; toplu kin, savaşlara sebep olur. En içten hedefim, temasta olduklarıma, şekil farklarının ardındaki gaye ortaklığını anlayarak, tüm dünya dinleri için hürmet ve hoşgörümü sunmaktır. insanların ve kültürlerin arasındaki farklılıkları ve güzellikleri anlayarak, farklılıkların ve ayrımların ötesine geçmeye ve her insanın onuru için tüm bedellere göğüs germek gerektiğine inanıyorum."

Onun öğrencisi olan Phillip Gowins, bir kitabında Sufizmi şöyle ifade etmiş:

"Sufizm'in kapısı, içsel olana ve derinliğe açılır. Bu yol bize, kabuktan ve şekilsellikten çok daha fazlasını vaat eder. Bu kapıyı açıp içeri girebilene ve yürümeye başlayana da bu derinlikteki sonsuz güzellikleri sunar. Hem de hiçbir ayrım gözetmeden...

Sufizm, İslam'ın mistik kalbidir ve batıni yüzünü ifade eder. Mevlana, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve daha niceleri bu ekolün temsilcileridir. Her biri eserleriyle ve yaşam biçimleriyle insanlığa ışık tutmuş kişilerdir."

Hani diyeceğim şu; ruhani yollar sayısızdır ve bazen en yakınımızda olanı görmeyiz, uzaklara uzanıp zamanımızı bekleyişlerle, arayışlarla boşa harcarız. Çünkü o uzakların uzak olma sebebi vardır Tanrı'nın şaşmaz planında. Örneğin buralarda, yakınlarımda, Hıristiyanlığın kalesi olan batıda, ruhani yolcuların büyükçe bir kısmı uzaklara uzanıp, oralardan medet umar. Kimisi Yoga yapar, kimisi Zen'e yönelir kimi bilmem nelerle uğraşır. Karşıma çıkan çoğu Yogacılar (Yogiler demiyorum) Yogayı bir beden eğitimi gibi uygulamakta. Dolayısıyla yerinde, yani Hindistan'da baskın olan zihinsel alt yapıdan yoksun kalırlar. Zen uygulayanlar bu konuda daha başarılılar. Fakat, çoğunun Zen'i hayatlarına temel olarak değil de, yalnızca bir ek uğraş gibi ele almaları, hedefi açısından pek işe yaramaz. Oysa batılılar, dinsel bilgilerin yerleşik bir alt yapısı olduğundan, ki, Tanrı'ya inanmak veya inanmamak önemli bir etken değil, hatta hiç etken değil, Mucizeler Kursu gibi bir yapıtı ele alıp yol alsalar, başarılarının zaman kazanma açısından kat kat yüksek olacağını tahmin ediyorum. Batıdakilerin çoğu günümüzde uygulanan dine, Vatikan'ın duruşuna ve Kiliselerin tutumlarına karşı önyargılı olduklarından, Mucizeler Kursu'nu salt Hıristiyan terimleri içeriyor diye baştan, hiç okumadan reddetmekteler. Çok karşılaştım böylesi insanlarla. Neyi ıskaladıklarını bilmiyorlar diyesim var, ancak diğer yandan her şey her an mükemmel tezahür ediyor diye düşündüğümde fikir yürütmekten vazgeçiyorum. Demek ki hayatım sürekli yalıgıları düzeltmekle geçiyor. Diğerlerinde bu durum farklı değil. Hepimiz aynı teknede kürek çekiyoruz, bu kesin.

Buna rağmen, biz insanlar uzaklara bakarken ve elimize ulaşmayacak olanı istemekle nefsimizin bir oyununa yenimediğimizi de sorgulamak gerektiğine inanıyorum. Sorgulamak gerekir, yakın olanı, elimizin altında olanı acaba herhangi bir önyargı yüzünden mi kabul etmiyoruz?

Zorluklar ruhani yolcunun yol katığıdır, fakat Tanrı yolcuya hep yakındır ve O hep en yakınını verir Ona dönen evladına. Tüm doğru yolların yolcuları sadece görünürde farklı. Esasen tümü aynıdır, birdir. Mucizeler Kursu, kelimelerin sembollerin sembolü olduğunu vurgular. Onların tek başına hiç olduklarını ve idrak için yetersiz olduklarını öğretir. Sufiler de aynısını söyler. Onların yolu ile Mucizeler Kursu'nun yolu, terimleri hariç ve canlı bir Pir'in yerine bir kitap vermesinin dışında farksız. En azından ben temel bir fark göremedim. Ruhani uygulamalar bile benzer birbirine. Hep bir tekrarlama, pekiştirme, arınmadır gaye. Çoşku, neşe ve güven içinde yürümektir iç rehberin yönlendirmesiyle. Her ikisi de bir çağrıya, tek olan kurtuluş çağrısına tanrısal cevaptır. Dolayısıyla bazen sorarım bana yönelen ve yol arayan arkadaşlara, neden yakınlara daha iyi bakmadıklarını. Bakın lütfen. En yakınınıza bakın...

Bengü Aydoğdu


Künye

İçerik & Teknik Sorumlu:
Bengü Aydoğdu
Siteyle ilgili görüşleriniz ve sorularınız için: admin@flameofsophia.com
Bu site 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu'na uygun olarak yayın yapmaktadır. Yasal haklar saklıdır.
Daha fazla bilgi

İstatistik

Kullanıcılar
1
Makaleler
24
Makale Görünüm Sayısı
15636

123 ziyaretçi ve 0 üye çevrimiçi

© 2020 Bengü Aydoğdu. Tüm haklar saklıdır.