Mucizeler Kursu

Bilgeliğin Alevi (FlameofSophia)

Seçimler geldi geçti. Kimi insan sevindi kimisi üzüldü. Birine evet diyen bir başkasına hayır dedi. Kimisi "cahiller kazandı" dedi, kimisi "Allah kazandırdı" dedi. Kimisi "toplum değişmez" dedi, kimisi "her şey değişti" dedi.

Bana sorduklarında, "fikrim yok" dedim. Neden mi? Bir yandan ruhani yolda yürürken diğer yandan dünyanın ayrımcı kıskacında fikirler içinde uğraşmak, paslı bir anahtarla kapı açmaya benzer. O anahtar ne açar ne kitler. Ben kendimi dünyanın savaşı içinde yer almaktan men ettim.

Bizim derdimiz dünya değil. Yunus Emre der ki: "Dünyayı kendine dert edenin dünya kadar derdi olur."
Bizim derdimiz, her türlü şekille karşımıza çıkan ayrımcılık içinde yer alan taraf turmalardan, fikirler üretmekten, onlar uğruna savaşmaktan ve kavga etmekten kurtulmaya çalışmaktır. Sorarım sana, spiritüel konulara yönelik envai çeşit kitaplar okursun, envai çeşit uygulamalar, yöntemler yaparsın ama neden vakti gelince uygulamazsın okuduklarını, işittiklerini?

Çünkü, onları ezberlemekle, ritüelleri yerine getirmekle yol yürünmüz. Dünyanın bizim için tek anlamı, bizlere öğrenmek için fırsatlar sunmasıdır. Ve öğrendiklerimizi pekiştireceğimiz yerdir dünya. Ruhun öğrenmesine gerek yok. O hep bütün ve değişmezdir. Ama insan olan bizler, ayrık zihinlerle düşmanlık besleyen bizler, doğruyu yanlışı egosal benliğimizin hükmünde kendi menfaatlerimizin temelinde tespit eden bizler gerçekten sadece kendi yanlış düşünürlüğümüzden kurtulmamız gerekir. Bizim derdimiz toplum değil. Bizim derdimiz başkasının cehaleti değil. Bizim derdimiz kendi cahilliğimiz, kendi zihinsel yanlışımız, her an ayrım ve nefret üreten kendi egomuz. Bizim derdimiz bu dünyada keyifli, isteğimize göre yaşamak değil. Bizim derdimiz, dünyadan medet ummaktan vazgeçmektir.

Kimisi "cahillere acımaktan" bahseder. Oysa acımak en düşük titreşimli duygulardan biridir. Acımak, bir başkasını hor görmektir.  Acımanın arkasında kibir yatar, korku yatar, aşağılamak yatar. Doğru olan merhamettir çünkü o anlamaktır esasen. Anlayan acımaz ama karşı tarafın acısını, korkusunu anlar ve şefkatle bakar ona yargılamadan.

Kimisi topluma akıl fikir verilsin diye dua etmiş, aydın, ışıklı bir toplum için nareler atıyor kimisi ulu orta. Oysa toplumun ışığı hangi cepheden baktığına bağlı. Senin karanlık dediğine başkası ışık der. Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeden karara bağlamak kibirden başka bir şey değildir.

Mucizeler Kursu, "Her şey çoktan oldu bitti," der. Evet; biz yaşamlarımızı sadece bir film izlermiş gibi izliyoruz. Azımız bunun farkında. Çoğumuz hala çırpınıyor sanki bir şey değiştirebilirmiş gibi. Oysa tek değiştirebileceğimiz şey kendi bakış açısımız, düşüncelerimiz ve inancımız.

Bunu kendi içinde içselleştirmiş olan biri nasıl fikirler üretip, savaşlara katılıp güya haksızlıklara karşı savaşmanın gerekli olduğunu düşünebilir? Haksızlık nedir? Kime göre haklı ve haksızdır biri? Kimdir buna karar veren? Elbette yanlış doğru diye bir seçim var bizler için ama o seçim dünya yasaları üzerinden işlemez. Hiçbir  bilge eylemsiz değildir. Fakat onun her eylemi doğru olan içindir. Tarafsız bir zihinle doğru olanı yapar, söyler, düşünür. Doğru sadece sevgiye, birliğe dayalı olandır. Ama bizim, insan olarak, birey olarak veya bir grup olarak doğru diye tanımladığımız şey kendi menfaatlerimize uygun olandır. Olmayan yanlıştır. Bu tür bir seçimin sevgiyle, aydınlıkla, bilgelikle alakası yok. Dünyanın doğrusu ile bilgece doğrunun arsındaki temel fark budur. Bilmeyen biri kendi doğrusu için savaşır ve egoya hizmet eder. Bilge, doğru için eyleme geçer ve onun her eylemi zahmetsizdir. Çünkü Tanrı ile birlik içindedir, Tanrı gibi düşünür, Tanrı gibi yorumlar gördüğü, işittiği her şeyi.

Eğer doğruyu yapmak, düşünmek istiyorsan kendini geliştir. Başkasını değil, kendini sorgula.

BenSiz

Copyright © 2010 - 2017  • Bengü Aydoğdu (BenSiz)  •  Tüm haklar saklıdır • eposta@flameofsophia.com