Mucizeler Kursu

Bilgeliğin Alevi (FlameofSophia)

Bilgisayar çağında her türlü bilgiye bir tuşa basmakla ulaşmak mümkün oldu nerdeyse. Dolayısıyla bilgi arayan da bilgiyi internete yerleştirenlerin de sayısı devasal rakkamlara ulaştı. Ortaçağı kıyas olarak ele aldığımızda günümüzün bilgi aktarımı baş döndürücü boyutlarda. Teknoloji zirvelerde oynuyor. Buna rağmen bilgelik artmadı. Buna rağmen hala mağara insanının dürtüleriyle yaşıyoruz hayatlarımızı.

Dünya bilgilerinin paylaşım derecesi ve şekilleri insanlık tarihinin en üst seviyesinde. Bedene ve kişisel beklentilere, daha doğrusu menfaatlere demek gerek, hizmet eden bilgiler, yöntemler, araçlar, üretimler, yaşam şekilleri ve spiritüellik adı altında satılan eğitimler hiç bu denli çok ve kaotik olmamıştı. Yanlış ve doğruların aynı kefenin içinde çok daha kısa bir sürede çok daha fazla kişiye ulaşmasıyla insanlık tarihinin belki de en çatışmalı, en karmaşık evresindeyiz. Tüm bu etkenler doruklarda seyrederken doğruyu yanlışı ayırtetme yetisi artmadı ama. Aksine, bilgi ortamı son derece çelişkili. İnsanın duymak istediğine hizmet eden bir dünya ortamında aynı anda sola gösterip sağın doğru olduğunu iddia eden saçmalıklarla doldu taştı hayatlarımız. Bu ortamın tehlikesi, kişinin tıpkı bir sinek gibi güzel ve katmanlı örülmüş bir örümcek ağına takılıp yapışmasıdır. Hareket ettikçe sineği daha da bağlayan ölümcül bir ağ...

İnsanoğlu görsele bağımlıdır. Gördüğü şeyi beğenirse ona inanmak, onu takip etmek dürtüsü ağır basar. Sorgulamak, kendini ve algısını sorgulamayı içerdiğinden ancak başına kötü bir şey geldiğinde zaman zaman öne çıkabilir. Acı ve ıstırap insanoğlu için tüm zamanlarda kendinle başbaşa kalma zorunluluğunu doğurur. İstemsiz ama kati bir bedeldir bu insan olarak ödediğimiz.

Güzel, karizmatik ve herhangi bir şekilde kendini başkalarından daha iyi, daha üstün, daha bilgili, daha yetenekli, daha güçlü, daha spiritüel gibi gösteren insanlar kitleleri manipule etmeyi günümüzde olduğu kadar geçmişte bir Hitler bile başarmış mıdır acaba diye sorarım kendime dünyaya bakarken. Neden? Çünkü kitlesel sıradan insanlar kendilerine sürekli idoller, önderler, rehberler, öğretmenler ararlar. Ama, çoğunun arayışları yanlışın içinde olduğundan ancak yanlışı bulabilirler. Doğruyu bulmak için kitlenin dışına çıkmak gerek. Dünya düşüncelerinin ve bilgilerinin akımının tersine yol almak gerek. Bu bir inkârı gerektirir. Dünya bir yanlıştır dolayısıyla içerdikleri de yanlış olmalı. Dünyayı inkâr etmek gerekir ki, asıl doğrunun önüne çekilmiş illüzyoner inançların doğurduğu perde aralansın, yırtılsın.

Hep tekrarlarım yazılarımda kursun en temel ilkesini: dünya yoktur; beden yoktur! Dolayısıyla bedene yapılan her yatırım illüzyoner bir yatırım olmalıdır. Bunu benimsemek gerekir bir adım ileriye gidebilmek için. Mucizeler Kursu'nda nefes alıp vermenin dahi illüzyon olduğunu öğreniriz. Yemek yemek, içmek, uyumak, konuşmak ve her türlü eylem illüzyondur. Ama şimdi her  şey illüzyon diye nefes alıp vermekten vaz geçemeyiz. Yemek, içmek, uyumak burada olduğumuz sürece bedensel ihtiyaçlardır. Bunu kabul etmeliyiz. Böylece İsa'nın da kursda bahsettiği iki farklı boyutu anlamaya başlarız. Biri, dünyadaki illüzyoner yaşam boyutumuz ve doğal gereksinimleri diğeri doğru düşünürlüğün sayesinde (sağ duyu) Kutsal Ruh ile iletişim içinde olan düzeltilmiş zihnimiz. Yani, bir yandan bedensel ihtiyaçların kendi kendine işlemesine izin vererek onların kati sürette illüzyon olduğu kabulüyle gündelik gereksinimlerin sorumluluğunu yerine getirirken, spiritüel gelişimiz için başvurduğumuz yöntemlerin doğruluğunu veya faydasını tek bir soru ile çözebiliriz aslında: bu "şey" neye hizmet ediyor? Bu "şey" beni TANRI'YA dolayısıyla KENDİME yaklaştırıyor mu yoksa beni dünyaya mı bağlıyor?

Eğer bir yöntem bedenimi ve psikolojimi rahatlatmak için işliyorsa, orada önce bir duraklarım. Hastalığın gerçek olduğunu kabul etmediğim bir inanç sisteminde hastalığı iyileştireceğini iddia eden bir uygulama çelişki değil mi? Bu, hastalığın gerçek olduğunu kabul etmeyi içermez mi? Ve dolayısıyla herhangi bir "dış" eylem (kursda maji olarak tanımlanır) ile iyileşmeyi arzulamak bedenin ve bedene bağlı türlü türlü enerji ve enformasyon boyutlarının da gerçek olduğu inancını teyit etmez mi? Eder. O halde ne yapmalıyım? Bir yandan bedenimde bir hastalık semptomu varken diğer yandan onu inkâr edemem, değil mi? En azından şimdiki bilinç düzeyimle bunu başaramam. Bir çoğumuz bu noktada ve bu sorularla yaşamakta. O yüzden başımız ağrıdığında ağrı hapı alırız, öksürdüğümüzde şurup içeriz, masaja gideriz ve envai çeşit şifa yöntemlerine baş vururuz. Kimimiz hömopatiye inanır, kimimiz quantum dokunuşuna, bazılarımız nefes tekniklerine, diğerlerimiz reiki veya başka enerji yöntemlerine. Kısmi ve geçici rahatlamar elde ederiz. Bazı hastalık semptomları hatta tamamen yok olur. Ama başka bir zaman başka bir semptom ortaya çıkar. Hastalıksız pek az insan vardır dünyada. Yaşantılarımız bir hastalık belirtisinden diğerine sekmekle geçer. Bunlar hem bedensel hem psikolojik hastalıklardır. Ve bizler onlara odaklı yaşarız. Egonun istediği de tam budur. Bedene ve hastalığa odaklandığımızda onları gerçek yapmak zorundayız. Aksi takdirde ego varlığını, her ne kadar illüzyon da olsa, sürdüremez. Çözüm nedir? Teorik olarak bedeni ve dünyayı reddetmek. Ama bunu pratik olarak nasıl uygularız? Bu, zor gibi görünse de aslında değil. Tek yapmamız gereken şey, herhangi bir "majiye", yani bedeni baz alan ve kurtuluşun beden yoluyla olacağını iddia eden herhangi bir yönteme baş vurduğumuzda onun bedensel yaşamımız için rahatlatıcı bir unsur olması yanısıra asla gerçek olmadığını ve bizleri asla gerçeğe yaklaştıran bir eylem olmadığını kabul etmek. Örnek: nefes terapisini ele alalım çünkü birkaç arkadaş bana bu konuda düşüncelerimi sordu. Düşüncem kursun içeriğine dayalı olarak, onun herhangi başka bir yöntemden farkı olmadığı ve tümü gibi illüzyon olduğudur. Yani, kursun tabiriyle, maji.

Nefes almanın şekli bedeni rahatlatıcı olabilir. Çoğu insan stresli ve korkulu yaşamlar içinde bedenin doğal işleyişinin dışında nefes alıp verirler. Bu da doğal olarak bedene zaman içinde zarar verir. Tıpkı yanlış besinler, pis hava, gürültülü ve stresli ortamlar gibi. Nefes alıp vermeyi düzeltmek bedenin dengesini tekrar sağlayabilir ama bu demek değildir ki doğru nefes alıp vermeyi düzeltmek zihinsel dönüşümdür. Bu saçma. Zihinsel dönüşüm, adı üstünde, sadece zihinsel boyutta doğru veya yanlış düşünürlüğün doğurduğu düşünce sistemi olarak ortaya çıkar. Doğru düşünce sistemi bizi iç rehberimizle (Kutsal Ruh deriz ona kursun tabiriyle) birleştirir, yanlış düşünce sistemi egonun egemenliğini sağlar ve güçlendirir. Kutsal Ruh, beden yoktur; hastalığa inanma; sen ruhsun; sen tıpkı baban gibisin; bu dünya ve içindeki her şey senin yanlışlıkla gerçek olduğuna inandığın illüzyondur; senin yanlış inancın içinde düzeltmen gereken hiçbir şey yok, sadece yanlışın yanlış olduğunu idrak et gibi yol gösterir bize. Ego ise, sen bu bedensin; o senin tek varlığın; dünya senin tek varlık boyutun; hastalık ve ölüm vardır, dolayısıyla kendini başkalarının saldırılarından korumalısın; hastalık var ama çaresi de var: ilaçlar, yöntemler ve  terapilerle iyileşebilirsin (ama aslında iyileşemezsin çünkü ben hastalığın kralıyım-bir yerden gider başka yerden dönerim) gibi bizleri esir tutar.

Nefes terapisi faydalıdır. Bedeni dengeler. Ama neticede dengelenmesi gereken bir şey olmadığı için bir hiçin içinde hiçi uygulamaktır. Bu anlamda ele alınırsa yanlış inançlara yol açmadan onun verdiği rahatlamayı kullanabilir ama onun bir kurtarıcı veya mucize yarattığına inanmaktan özgür kalırız. Nefes terapisini özel yapan ve onu bir kurtarıcı gibi göstermeye çalışan egodur. Nefes alıp vermek onun kalesidir ve spiritüelleşmiş bir egonun kullanabilieceği en etkin yöntemlerden biridir. Ama adını koyup onun da her şey gibi illüzyon olduğunu kabul ettiğimizde nefes terapisini uygulamak bedenimiz için faydalı ama zihinsel dönüşüm açısından faydasız bir araç olduğunu anlarız dünya boyutumuzda. İsa bize kursda maji kullanmayın demiyor. Diyemez zaten. Bu, anında nefes alıp vermeyi kesmek demektir. O, majiyi, eğer size iyi geliyorsa kullanın, ama maji olduğunu bilin der.

Nihayetinde bu dünyada her şey er ya da geç doğruya götürür çünkü TANRI'NIN planı hata içermez. Egonun yaptığı tüm yanlış inançları KUTSAL RUH'A teslim ettiğimizde O kendi yorumuyla bize dönüş yapar ve yol gösterir. Belki bazılaramız için nefes terapisi gerekli bir istasyondur. Her neyse, KUTSAL RUH'UN yorumunda her şey doğruya götürmeli. Nefes terapisinin yorumu KUTSAL RUH açısından belki şöyle olabilir:

Evladım; nefes yoktur çünkü sen ruh olarak nefes alıp vermeye tabi olan bedensel bir yaratık değilsin. Ama sen henüz bunu kabul edecek kadar korkusuz ve farkındalıklı değilsin. O yüzden eğer sana iyi geliyorsa nefes terapisi yap ama ona inanç bağlama. Tıpkı bir anlık baş ağrısı için aldığın hap gibi düşün onu. O zaman o zihnine zarar vermez ve sen sadece onun bedensel fayfasını alarak doğru yola devam edebilirsin. Nefes, mucizelere yol açmaz. Mucizeler zihinsel bir meseledir. Mucize bir araçtır, KEFARET ilkedir ve şifa sonuçtur. "İyileşmenin mucizesinden" bahsetmek, gerçekliğin iki düzenini uygunsuz biçimde birleştirmektir. Şifa bir mucize değildir. KEFARET - ya da son mucize - bir çaredir ve her türlü iyileşme bir sonuçdur. KEFARETİN üzerine uygulanacağı yanılgı türü önemsizdir. Bütün  iyileşleşmeler esasen korkudan kurtulmaktır. Bunu yapabilmek  için kendin korku dolu olmamalısın. Kendi korkundan dolayı iyileşmenin ne olduğunu anlamıyorsun. [Mucizeler Kursu Metin Kitabı 2.IV.1. Çeviri: BenSiz]

Dolayısıyla, nefes terapisi doğru algılanmadığı zaman yeni illüzyonlar doğuran bir ego aracıdır; KUTSAL RUH'UN yorumuyla ihtiyacı olana, her ne kadar illüzyon da olsa, geçici destek sağlayan majidir.

BenSiz

Copyright © 2010 - 2017  • Bengü Aydoğdu (BenSiz)  •  Tüm haklar saklıdır • eposta@flameofsophia.com